13 Temmuz 2010 Salı

Memlekete doğru!...


Memlekete doğru   yolculuğa çıkıyorum.Yolumu gözleyen,bekleyen,özleyen  tek kişinin gönlünü alıp,boynuna sarılıp,ellerini öpeceğim. Anamız tek varlık yahut "var" olma nedenimiz. Memlekete gitmeyi çok istesemde İstanbul'da bir parçam kalıyor gibi..Gitme halini çok seviyorum yine de. Yeni yüzler ve daha önce geçtiğim yerlerin başkalaşmış hallerini göreceğim yol boyunca. Her gitmelerde  burkularak izlediğim hüzün belki dağılmıştır umudunu taşıyarak Anadolu'nun kalbine doğru gidiyorum.

Soğuk sularından içerken, yüzümü yıkayacağım sabah erkenden kalkıp köy çeşmelerinde.  Komşular taze süt getirecekler içsin diye bana ve Anneme 'gözün aydın kızın gelmiş İstanbul'dan!' diyecekler.
Annem sevinçle sesi titreyerek ;'..sağolun,Allah razı olsun.! diye cevap verip bana bakıp tekrar sarılacak boynuma, saçlarımı okşayacak sanki küçük bir çocukmuşum  gibi.  Yemem için durmadan bi şeyler getirecek..

Bağlarda, bostanlar da gezerken küçük tepelerden bakıp ufukta solan gün gibi  çoçukluğumu hatırlayacağım.   Birden çığlıklar, gülüşmeler, sesler yükselecek. Şen şakrak geçen çocukluğum, yılan görünce çığlık atıp koşarak çıktığım  kayanın tepesinde arkamdan bir gölge gibi  takip edecek beni.


Biraz hüzün biraz sevinç. Bir avuç şefkat alıp döneceğim İstanbul'a..



sağlıcakla,

gltn s,

2 Temmuz 2010 Cuma

Okumuş,Bir Şey Olmuş,Görgüsüz,Cahiller!

Kimlerden mi bahsediyorum:öncelikle şehir merkezinde oturup bilmem ne model koccaman arabası olanlardan başlamak istiyorum.Oturduğum semt merkezi bir yerde ve mahalle sakinlerinin pek çoğu artist,yazar,çizer,oyuncu-yönetmen,ressam vs.
...
Hepsinin kocaman arabası varmıdır bilemiyorum ama bizzat tanık olduğum,bildiğim yönetmen,aktör ve ressamın arabalarından daha doğrusu bu arabaları ve içindeki sürücüleri gördükten sonra yazı başlığındaki değerlendirmeyi bir kaç sorgulama  sonrası yapmam hiç de zor olmadı.

Şöyleki; insan bedenine bir elbise,kıyafet almak istediği zaman ne yapar!..Önce Mağazaya gider değil mi sonra bize yardımcı olmak isteyen tezgahtarın sorduğu  ilk şey '..ölçünüz,beden numaranız  kaç' sorusu olur.Bu son derece mantıklı bir sorudur ve kılık-kıyafet seçimimizin olmazsa olmazlarındandır.Peki sonra ne olur ya üzerimize,bedenimize tam oturan veya bir ya da iki beden büyük,giydiğimizde geniş,bol olan seçimler yaparız.
...
Büyük kocaman arabalar ve bunları kullananların bu anlattığımla ne ilgisi var diye düşünülebilir.Lakin ben araba modeli seçimlerinin de tıpkı bedenlerimize uyan kıyafet ölçüsü gibi alınmasından yanayım ve üstelik ne bir beden küçük ne de iki beden büyük yani tam olarak üzerimize uyan,oturan kıyafetler de olduğu gibi sahip olduğumuz,olacağımız arabaların da bu mantıkla alınmasının çok daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum.
...
Bu benzetmede tahmin edileceği gibi yolları 'beden' olarak düşündüm .İçinde yaşadığımız memleketin kendi ekonomik ve sosyal koşulları da göz önüne alındığında; bedenleri dar,küçük olan yollarda,sokaklarda kocaman arabaları kullanmaya çalışmak,yayaların bile geçmekte zorlandığı kaldırımlara park etmek,üç kuruş kazancım olsun diye otoparka değil evinin önüne kocaman arabasını park etmek.Dolayısıyla iyice daralan sokaktan geçmekte zorlanan,tıkanan diğer sürücülerin  haklarına tacizden öte tecavüz etmek.
...
Çok şey var aslında bu konuda söylemek istediğim ama burada noktalamak istiyorum şimdilik.Kocaman arabaları kullananlar;okumuş,bir şey olmuş, görgüsüz cahiller'dir. Sürücüsü kim olursa olsun bu konuda kesin hükmüm.Başka bir şey gelmiyor aklıma yaşadığım çevreye,ait olduğum kültüre ve ülke ekonomisine baktığım zaman.

sağlıcakla,

gltn s,

"ANNEM" için!